Amsterdam’ın şirin kasabası Delft

Hollanda’nın en şirin kenti Delft Amsterdam’a 50 dakika bir uzaklıkta bulunuyor. İstasyonlardan sadece 27 Euro’ya alacağınız biler Breda tren hattında sizi istediğiniz bölge götürüyor.  Ücret biraz fazla gelse de bilet günlük olup, gün içerisinde istediğiniz tren hatlarında sınırsız kullanabilirsiniz. Delft’e ulaştığınızda sizi adından da aldığı gibi Delft mavisi bir kristal kalp şeklinde heykel karşılar. Bu heykel son 500 sene içerisinde yapılmış önemli ve tek eserdir. Solunuza baktığınızda 1246 yılında yapımı biten Eski Kilise’nin (Qude Kerk) dev çan kulesini ve yaklaşık 9 ton ağırlığında tarihi çanı Trinity Bell’i görürsünüz. Bu kiliseyi gezmek için 3 Euro verip bilet aldıktan sonra aynı biletle Yeni Kilise’yi de (Nieuwe Kerk) gezebilirsiniz. Yeni Kilise ve Eski Kilise arasında büyük bir fark yani tam 135 yıl var. İsterseniz kilisenin çan kulesini tırmanarak tüm şehrin muhteşem görüntüsünü izleyebilirsiniz. Bu şehirde yerleşim 11. Yy’da Delft kanalı etrafında başlamış ve tüm şehir lalelerle, tarihi heykellerle ve tarihi güzellikleri içinde barındırıyor.

11970_-11872_-12159_nieuwe_en_oude_kerk_en_de_roos_delft


Delf masalsı bir şehir gibi görünür. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamaz  ve şehirde kaybolmanın tadını çıkarabilirsiniz. Şehir tamamen düzlük bir yapıdadır ve bisiklet binmek için ideal bir şehirdir. Mimarisi Hollanda mimarisi olan şehirde evler daracık ve arkaya doğru genişleyen üçgen çatılı şeklindedir. Eski zamanlarda çatı katları evde çalışan hizmetliler için kullanılır, merdiven kullanmak istemeyen ev sahipleri giriş katında yaşarmış. Delft porsenleri ile meşhur olan şehirde, Delft mavisi çinili porselenler adete Osmanlı saraylarında kullanılan çinileri andırır. Bu porselen çinileri 2 Euro’dan başlayan fiyatlarla alabilirsiniz. Bu güzel porselenlerin en kaliteli olanlarını antikacı dükkanlarında bulabilir, eğer porselenler çok ilginizi çektiyse 8 Euro karşılığnda fabrikalarını gezebilirsiniz.
Fiyatlar oldukça uygun

Delft şehrinde yeme içme fiyatları da gayet uygun. Çok fazla para ödemeden şirin mekanlarda karnınızı doyurabilirsiniz.

Avrupa’nın en ünlü kayak merkezleri

Kış denildiğinde akla ilk olarak kayak merkezleri geliyor. Doğanın bembeyaz bir örtüye büründüğü dağlarda kayak yapmak elbette çok zevkli bir olay. Kayak yapmanın yanı sıra, snowboard, kar motorsikleti, safari ve kızak yapmakta kışın yapabileceğiniz en eğlenceli aktivitelerden bazıları. Avrupa’da popüler kayak merkezlerini sizler için araştırdık ister acemi olun ister profesyonel bu tatillerden harika anılarla geri döneceksiniz.

Bansko – Bulgaristan

Bulgaristan’daki bu kayak merkezi kolay, orta ve zor olmak üzere üçe ayrılmış durumda ve toplam 65 km uzunluğunda harika pistlere sahip. Dünya şampiyonlarına ev sahipliği yapmış olan pistleri içinde barındıran Bansko gece kayak yapma imkanı da sunuyor. Karın olmadığı zamanlarda ise yapay kar imkanı veriyor. Burada hem kayak yapabilir aynı zamanda Bansko kasabasını gezip doğal güzellikleri fotoğraflayabilirsiniz…

Bansko-Bulgaria

Pradollano – İspanya

Sierra Nevada’da bulunan bu kayak merkezi Pradollano kasabasında yer alıyor. Yeni başlayanlar ve profesyoneller için kayak imkanı sunan bu merkezde en çok aileler tatil yapıyor. Profesyonel kayakçılar için off – pist ve macera arayanlar için gece kayma imkanları bulunuyor. İspanya’nın bu güzel kasabasında birçok restoran ve kafeler hizmet veriyor. İspanyol yemeklerini tadabilir, geleneksel butiklerden alışveriş yapabilirsiniz. Buraya geldiğinizde mutlaka sıcak bir atmosfere sahip El Lodge adlı otelde kalmanızı tavsiye ederiz.

 

pradollano-sierra-nevada

Pamporovo – Bulgaristan

Bulgaristan’ın en renkli kayak merkezi olan Pamporovo’nın pistleri oldukça kaliteli. Kayak yaparken güneş ve karın muhteşem ahengini izleyebilirsiniz. Buradaki pistler 35 km uzunluğunda ve farklı dizaynlarda toplam 11 adet pist ve 15 adet lift hizmet vermekte. Pamporovo, kış aylarında kar ve güneşi bir arada görebileceğiniz nadir kayak merkezlerinden. Ayrıca gece hayatı da oldukça renkli geçmekte…

Pamporovo

Verbier – İsviçre

Kayak merkezlerinin cenneti olan İsviçre’nin nadir bilinen merkezlerinden Verbier’ın en ürkütücü özelliği ise korkunç eğimlere sahip olmasıdır. Mont Fort ve Tortin başarılı kayakçılara hitap ederken Tortin biraz daha deneyimsiz kayakçılar için uygun. Gece hayatı oldukça hızlı geçen Verbier’ın en meşhur mekanları W Verbier Hotel & Residences ve Pub Mont Fort..

_i60158196

Yalova Termal’de bulunan eşsiz güzellik ‘Karaca Arboretum’

Yalova’nın güzelliklerle dolu ilçesi Termal’e yakın Karaca Arboretum, adından söz ettiriyor. Yalova’da gezilmesi gereken yerlerden biri olan Karaca Arboretum, Türkiye’nin ilk arboretumudur ve içinde binlerce bitki türünü barındırır.

Arboretum ne anlama gelir ?

Arboretum ağaç parkı demektir. Ağaçlar ve çeşitli odunsu bitkilerin büyütülmesi sonucu oluşan botanik bahçelerine arboretum ismi verilir. Arboretum bilimsel araştırmalar içinde kullanılırken aynı zamanda birçok ağaç türlerini barındırdığı için bir müze olarakta görev yapar.

Karaca Arboretum

Tema Vakfı kurucusu olan Hayrettin Karaca tarafından 1980 yılında kurulan Karaca Arboretum 135.000 m2’lik alana sahiptir. İçinde gül bahçesi, kaya bahçesi, iris bahçesi, minyatür doğal bitkiler ve bitki bahçeleri bulunur. Türkiye’nin ürettiği bonsai gibi bitki koleksiyonlarından örneklerde halen bulunmaktadır.

7.000 çeşit bitki bulunan Karaca Arboretum’da gezilere bir rehber eşliğinde katılabilirsiniz. Müze ziyareti sırasında bitki türleri ve çevre hakkında bilgiler verilir. Rehber ile yapacağınız gezi 1,5 saat kadar sürmektedir.

Ziyaret saatleri

Yalova’da bulunan bu cennet Cumartesi ve Pazar günleri 10:00-17:00 aralıklarında ziyarete açıktır. Hafta içi gitmeniz gerekirse randevu almalısınız.

Nasıl gidilir ?

Yalova- Termal karayolu üzerinde bulunan ve Yalova’ya 5 km mesafede Samanlı Köyü’nde konuçlanmış Karaca Arboretum’a şehir merkezinden kalkan Samanlı Köyü veya Termal minibüslerine binebilirsiniz.

Güzel ve dinç görünmenin sırrı ‘Sağlık Turizmi’

   Toplumumuzda artık sağlıklı yaşamı benimseyen insanların sayısı gittikçe artıyor. Artık beslenmemize, spora, ruh sağlığımıza daha dikkat eden bir toplum olduk. Stresten kurtulmaktan, zayıflamaya , rahatlamaya, hastalıklara karşı korunmaya ve yaşam kalitemizi arttırmaya kadar çok farklı nedenlerle yapılan sağlık turizmi günümüzde populer olmuş durumda. Stresli ve hava koşullarının kötü olduğu kış aylarında tercih edilen kaçamaklar adeta insanları ruhen ve bedenen yeniliyor.

Teknolojiden uzak, stresten uzak arınarak tatil yapmak günümüzde artık büyük lüks olmuş durumda. Sektörde bir çok tesis dünya masajları, şifalı sular, terapiler, buhar odaları, tuz odaları, sıcak havuzlar gibi bir çok alternatif sunarak müşteri çekmeye sunuyor. Tesisler bunlarla da kalmıyor aktivitelerden çok otelin mimari düzenini de ön planlarda tutuyor..
Spa dünyasında yeni bir terim doğdu. Adı ise ‘glambition’… Bu sözcüğün anlamı güzelliğin peşinde olmak, insanın vücudunu iyi tanıması, sahip olduğu güzelliklerinden farkına vararak güzelleşme algısını tamamen değiştirmesi gibi tanımlanıyor.
İnsanlar şu aralar spa merkezlerinin kapısını güzelliğe kavuşmak için çalıyor. Sağlıklı ve dinç görünümün güzelliğin bir parçası olduğunu söylersek doğru olur. Spalar hakkında edinilen son bilgiye göre spalar 2015 yılı itibariyle belirli konularda uzmanlaşarak hizmet vermeye başlayacak. Mesela bazı spa merkezleri sadece cilt konusunda uzmanlaşırken, bazıları vücut konusunda özel hizmet verecek.

Bir diğer konu ‘Wellness’

Wellness, artık bir yaşam tarzı olarak kabul ediliyor. Welness, insanın kendisini ruhsal ve bedensel olarak iyi hissetmesini sağlayacak cilt bakımları, masajlar, çamur banyoları, yosun banyoları, küvet ve vücut bakımları olarak adlandırılmakta…

Hafta sonu kaçamağı için ‘Maşukiye’

Kocaeli’ne bağlı olan Maşukiye, kendine has doğası, tertemiz havasıyla şehirden uzak bir hafta sonu geçirmek isteyenler için ideal bir yer.

Kocaeli’ne bağlı olan Maşukiye, temiz havası ve sakinliği ile hafta sonu tatilini değerlendirmek için çok iyi bir seçim..

Bu sevimli köy özellikle hafta sonları İstanbul’dan, Sakarya’dan gelen misafirlerini ağırlıyor.Kartepe’nin eteklerinde olan Maşukiye,her mevsim farklı güzellikler sunuyor. Akan şelaleri , kuş sesleri ve verdiği huzur ile saklı bir cennet adeta.

Maşukiye’de güne köy kahvaltısı ile başlayabilir daha sonra fotoğraf çekmek için beldeyi gezebilirsiniz. Güleryüzlü halkıyla adından söz ettiren Maşukiye’de temiz havayı içinize çekin nasıl iyi geliyor göreceksiniz.
Maşukiye’yi ister tüm gün gezebilir, kahvenizi ve çayınızı şırıl şırıl akan şelalere yakın olarak içebilir, hareket isterim diyorsanız da ATV ile safari turuna çıkabilirsiniz.

13 kilometre uzaklıkta olan Kartepe’ye de çıkabilir kış aylarında iseniz kızakla kayabilirsiniz. Beldeye çok yakın olan başka bir güzellik ise Sapanca Gölü. Sapanca Gölü’nde ise kanolara binip tur yapabilirsiniz.
Nasıl gidilir?

İstanbul’dan yaklaşık 2,5 saatlik araba yolculuğu ile Maşukiye’ye ulaşabilir yada turizm acentalarının düzenlemiş olduğu günübirlik turlara katılabilirsiniz.

Uludağ’da yapılması gerekenler

1961 yılında doğal yapısı ile Milli Park olan Uludağ, Aralık ayından Nisan ayına kadar dört aylık kayak sezonunda tatilci akınına uğruyor.Bu 4 aylık süreçte kayak tutkunları ve otel çalışanları ile Uludağ’da nüfus patlaması yaşanıyor.

Kış aylarında kayak yapmak isteyen tatilcilerin hizmetinde olan, yaz dönemlerinde ise avcılık, trekking gibi etkinliklere yer sağlayan Uludağ’da iklim yüksekliğe göre değişir. Alt kısımlarda Akdeniz, zirveye doğru nemli termik iklim görülürken yüksek kesimlerde buzlu iklim görüldüğüne şahit olursunuz.

Kısacası her mevsim farklı farklı güzellikleri bir arada sunan Uludağ’da görmeniz gerken yerler,

Madenler Bölgesi, Cennet Kaya, Göller Yöresi, Sarıalan, Kirazlı, Aynalı Gölleri, ve Bursa’yı izleyebileceğiniz Bakacak Tepesi.
Uludağ’da snowboard yapıp, kızaklarla kayabilir aynı zamanda bol oksijen dolu yürüyüş parkurlarında yürüyüş yapabilirsiniz. Teleferikle tepelere tırmanıp bu güzellikleri fotoğraflayabilirsiniz. Otellerinizde kayak sonrası sıcak su , sauna, havuz gibi imkanlardan yararlanıp tatilin tadını doyasıya çıkarabilirsiniz.

Game Of Thrones dizisi turizmi başladı !

Tüm dünyayı etkisi altına alan ve Türkiye’deki dizi severleri de kendine hayran bırakan Game of  Thrones (Taht Oyunları) Dubrovnik, İrlanda ve Fas’a büyük ölçüde set turizmi başlatılmasına neden oldu. ABD olmak üzere birçok ülkeden turistler dizinin çekildiği yerleri görmek için turizm acentalarının kapısını çalıyor. Dizinin ilk bölümü 31 Mart 2011 yayınlandı, ve bu günden itibaren bahsedilen bölgelerde turist talebi patlamış durumda.

Büyük bir bölümü Kuzey İrlanda’da çekilen dizi ülkeye gelen turist sayısını önemli ölçüde arttırdı. Kuzey İrlanda’daki turizm ofisleri de bunun farkına vararak dizinin çekildiği mekanları gösteren bir rehbere ihtiyaç duydu.

SADECE ÜÇ ÜLKEDE ÇEKİLİYOR

Dizi üç farklı ülkede çekiliyor. İlk olarak King’s Landing diye geçen Kral’ın Şehri anlamında olan bölge ,Dubrovnik’te çekiliyor. ABD habercilerine göre Dubrovnik’te turist sayısı %28 artmış durumda. İkinci yer ise ‘The Wall’ yani İzlanda.. Bu bölgede ise sadece turist sayısı %13 olarak artış göstermiş durumda.

Turist sayısında asıl patlama yapan ülke Fas. Bir çok Amerikan filminin çekildiği Ourzazate bölgesi, Game Of  Thrones’un setlerine de ev sahipliği yapmakta. Fas’ta ise turist sayısı artışı %100’e dayanmış durumda. Gelen tüm turistler dizinin çekildiği yeri görmeden gitmek istemiyor.

Yılbaşında termal oteller tercih edildi

Yılbaşı tatilini yaşadıkları yerde geçirmek istemeyenler alternatif kış tatili olarak dağ ve termal’i seçti. Otellerin doluluk oranı %80′ lere ulaştı. Yurt içi ve yurt dışı turlarının önemli bir kısmı satıldı. Türkiye’nin güney bölgesindeki oteller soğuk hava sebebiyle boş kaldı.Dağ ve termal otellerine talep fazlasıyla arttı.

ABANT VE SAPANCA’DA Kİ TÜM OTELLER DOLDU

Yılbaşı tatilini değerlendirmek isteyen vatandaşlar özellikle kayak merkezlerine ilgi gösterirken, Ege Akdeniz gibi bölgelerdeki otellere ilgi çok düşüktü. Kayak merkezlerindeki doluluk oranı %100’e yükseldi. Sapanca ve Abant gibi yerlerde ki oteller fazlasıyla ilgi gördü.

YURT DIŞI TURLARINA İLGİ %15 OLARAK ARTTI

Yurt dışı turlarına talep geçen yıla oranla %15 arttı. Yılbaşı tatilini yurt dışında yapmak isteyenler Venedik, Roma ve Beyrut gibi tatil bölgelerini tercih etti.

TERMAL BÖLGELER VE KIBRIS’A DA YOĞUN İLGİ VARDI

Kıbrıs otellerinde ise yılbaşı için ünlü sanatçıların konser vereceği tesislere yoğun ilgi görüldü. Kıbrıs’taki otellerin doluluk oranı 2013’e göre %20’ye yakın artış gösterdi. Termal tesislerin çoğunlukla bulunduğu Afyon, Yalova, Kütahya gibi bölgelerde doluluk %80′ lere kadar ulaştı.

Aya Yorgi Kilisesi hakkında merak edilenler

Şüphesiz Büyükada denilince akla ilk olarak Aya Yorgi Kilisesi gelir. Aya Yorgi kilisesi yüzyıllar boyu hizmet veren İstanbul’un en ünlü kiliselerinden birisidir. Her dönem yerli ve yabancı turist akınına uğrayan kilise tarihi ve mimari yapısıyla da dikkat çekiyor.

Aya_Yorgi_Kilisesi

19. yüzyıl yapısı olan kilise üç çanıyla ünlüdür. Burgazada’nın batı kısmında yer alan, arka tarafı gittikçe yükselen bir yamaçta Cennet Yolu’nun altında bulunur. Manastır dikdörtgen bir yapıdadır ve biri bodrum olmak üzere toplam üç kattan meydana gelir.

7 ayrı kapıdan girilen bölümlerden oluşan kilisede her bölüm kendi içinde birer merdiven içerir.Her bölüm birer merdiven ile birlikte üst kata bağlanır.

Aya-Yorgi-Kilisesi-İçi

Kilisenin bodrum katı çamaşırlık olarak kullanılır. XVII.yy’da yapıldığı düşünülen bu manastırın büyük bir kısmı çok önceden beyaz rus göçmenleri tarafından kullanılırmış. Göçmenler tarafından kullanıldığı sırada manastırın büyük bir kısmı yanmıştır.

Manastırdan çok daha yukarıda, yolun hemen altında bulunan kilise haçvari planlıdır. Kilisenin manastır ile birlikte yapıldığı düşünülmektedir. 4 kare sütuna oturan bir kubbe ile örtülü olan kilisede kubbeye pandantifler ile geçiş olmaktadır. Kubbede toplam 12 adet pencere bulunmaktadır. Kilise duvarları resimlerle süslüdür. Bizans dönemindeki ilk kilise bölgenin biraz daha aşağısında yer almaktaymış fakat zamanla harap olunca yıkılıp yerine yenisi yapılmış.

Ağrılarınıza Hemen Fıtık Tanısı Koymayın

Çevrenize dikkatle baktığınız da genellikle herkesin belinden şikayet ettiğini ve bu ağrılarının sebebinin belin dikkatsiz kullanılması sonucunda oluşan fıtık olduğu söylenmektedir. Aslında yanlış olan bir şey var. Her bel ağrısı fıtığa işaret değildir. Her fıtık rahatsızlığı da ameliyat ile tedavi edilmemektedir.
Uzmanlara genel şikayetlerin en büyüğü bel ağrılarıdır. Bel ağrısı çeken her hasta doktora gider gitmez, fıtığının olduğunu söyleyerek ağrını anlatmaya başlar. Ancak ülkemizde yapılan araştırma ile fıtık mazereti ile hastaneye giden hastaların aslında fıtık olmadığı, sinir sıkışmaları, doku zedelenmesi ve kireçlenme gibi rahatsızlara sahip olduğu ortaya çıkmıştır.
Belinizde büyük bir ağrı hissediyorsanız bunu fıtık rahatsızlığa bağlamak psikolojinizi bozacağı için öncelikle doktorunuza danışarak tahliller sonucunda rahatsızlığınız açıklığa kavuşmuş olacaktır.

Yapılan araştırmalar ile bel fıtığı olan hastaların %5’lik dilimlik bir kesiminin açık ameliyat olduğunu diğer %95lik kesimin ise akapunktur ve masaj gibi uygulamalar ile tedavi edildiğini belirtmektedir.

Rahatsızlığınız için yapmanız gereken öncelikle, ağrılarınızın nereden geldiğini tespit edin. hastaneye giderek gerekli tahlilleri yaptırdığınız vücudunuzda bulunan organların rahatsızlıkları mı olduğunu yoksa kireçlenme olduğunu net bir şekilde görebilirsiniz. Genellikle ağrıların kireçlenme, sürekli sabit iş yapma yüzünden sabit oturma, anı yapılan hareketler neticesinde yapılan doku zedelenmelerinden kaynaklanmaktadır.
Doktorunuza başvurup gerekli tahlilleri yaptırdıktan sonra çıkan net tanı ile çözümüzü bulabilirsiniz. Halk arasında yapılan muhabbetler ile kendinizi muayene etmemenizi şiddetle öneririz.